PORTALIMIZIN HİZMET VERENLER BÖLÜMLERİNDE YER ALIN, PORTALIMIZ SAYESİNDE SİZE ULAŞMAK KOLAYLAŞSIN.

31 ARALIK 2011 TARİHİNE KADAR KATILIMLARIMIZ KAMPANYALIDIR.

ADRES YAYINI 4 SATIR (40 KELİME) 6 AY SÜREYLE YAYIN:150 TL+KDV

WEB SİTENİZ VARSA + LİNK VERİLMESİ 6 AY SÜREYLE:120 TL+ KDV

RESİMLİ REKLAM YAYINI 100 TL+KDV - 800 TL+ KDV ARASI (6 aylık)

SEKTÖR ANA GİRİŞLERİ VE PORTAL ANA GİRİŞ İÇİN (ÖZEL FİYAT)

İLETİŞİM:egebasindagitim@gmail.com

HIZLI ULAŞIM:0 533 029 11 41

Ana Sayfa Geri Dön

PORTALIMIZIN HİZMET VERENLER BÖLÜMLERİNDE YER ALIN, PORTALIMIZ SAYESİNDE SİZE ULAŞMAK KOLAYLAŞSIN.

31 ARALIK 2011 TARİHİNE KADAR KATILIMLARIMIZ KAMPANYALIDIR.

ADRES YAYINI 4 SATIR (40 KELİME) 6 AY SÜREYLE YAYIN:150 TL+KDV

WEB SİTENİZ VARSA + LİNK VERİLMESİ 6 AY SÜREYLE:120 TL+ KDV

RESİMLİ REKLAM YAYINI 100 TL+KDV - 800 TL+ KDV ARASI (6 aylık)

SEKTÖR ANA GİRİŞLERİ VE PORTAL ANA GİRİŞ İÇİN (ÖZEL FİYAT)

İLETİŞİM:egebasindagitim@gmail.com

HIZLI ULAŞIM:0 533 029 11 41

Ana Sayfa Geri Dön

Ma'rifetin üç derecesi vardır:

1- Sıfat ve vasıfların ma'rifeti/ bilinmesi: Bunların isimleri risâlet/
peygamberlik yoluyla bildirilmiştir ve şâhidleri/delilleri varlıkta zahir
olmuştur. Aklın güzelliğine, varlığın sırrına konmuş olan o daimî nurun
teemmülü sayesinde ulaşılır. Kalbin sevincinin devamı, varlığa hüsn-i nazar
ve hüsn-i itibara değer vermek suretiyle mümkündür. Bu şekildeki bir bakış
tarzı halkın ma'rifetidir ve yakîni elde etmenin de en temel şartıdır. Bunun
üç esâsı vardır:
a) Sıfatın, herhangi bir teşbih olmaksızın ismiyle birlikte isbâtı.
b) Sıfatları inkâra kaçmayacak surette teşbihin nefyedilmesi.
c) Sıfatın künhünü/mâhiyetini anlamanın ve onu tevil etmenin/
yorumlamanın imkânsız olduğunu bilmek.

2- Zât ile sıfatlar arasındaki ayrılığın iskat edilmesi/düşürülmesi suretiyle
"Zât"ın ma'rifeti: Bu, cem ilmiyle yapılan bir tesbit/sâbitleştirme, safa
meydanında bir saflaşma, beka ilmiyle kemâle erme ve "cem gözü"yle
bakmaktır. Bunun da üç esâsı vardır:
a) Sıfatların şâhidler/deliller üzerine gönderilmesi/ircâsı.
b) Araçların kaynağına (medar) gönderilmesi.
c) İbarelerin bilgi merkezlerine (maâlim) gönderilmesi.

3- Sırf tarife garkolmuş bir ma'rifet: Buna akıl yürütme/istidlal yoluyla ulaşılamadığı gibi, herhangi bir şâhid/delil de ona ulaşmada rehber olamaz.
Onu herhangi bir vesile de gerçekleştiremez. Bunun da üç esâsı vardır:
a) Kurbiyet ile müşâhade.
b) îlim üzerine yükselme.
c) Cem'in ilk ufuktan mütalaa edilmesi.
Bu hâssu'l-havâs olanların ma'rifetidir.

Tevhîdyoluyla marifet: Aklın çekişmeleri arasında yükselme ve sahicilerle/
delillerle ilgilenmeyi aşmak suretiyle gerçekleşen ma'rifettir. Bu aynı zamanda tevhîdde herhangi bir delil görmemek ve tevekkülde herhangi bir sebebe tevessül etmemektir. Bu müşâhadenin sahibi, Hakk'ın hükmünü, ilmini ve eşyayı niçin yerli yerine yarattığını ve o hüküm ve ilimleri onda niçin gizlediğini daha önceden bilir. Bu ise ancak tahkik ilmiyle gerçekleşebilen, şuhûd gözünde safa bulabilen ve cem mertebesinde olanların tevhidine cezbeden bir ma'rifettir.

Bu tevhid, Allâhu Teâlâ'nın kendisine tahsis ettiği ve kudretiyle gerçekleştirdiği bir tevhiddir. Ondan bir taifenin sırrına safvetleri dolayısıyla ancak bir parıltı yansır da, o tevhidin sıfatları konusunda onları dilsiz yapar ve onu anlatmada âciz kılar. "İşaret" onun hakkında yüzünü ekşitir. O, hudûsün iskâtı ve kıdemin isbâtıdır. Bu tevhidi işaret anlatamaz. O, ancak işaretlerin (hudûs/mahluk olan şeylerin) iskâtı/nefyi (olumsuzlanması) ile gerçekleşebilir. Bu tevhîd, herhangi bir mahlûkun işaretinin ötesindedir. Onu zaman kuşatamaz. Sebep onu eksiltemez.

Bir insan, Rabbinin kendisinden istediği emirleri yerine getirme
hususunda kendi benliğinden sıyrılmış ve nefsinden fâni olmuş olarak, tevhîd denizinin dalgaları arasında, üzerinde Rabbinin kudretinin hükümlerinin ve idâresinin tasarrufunun gerçekleştiği birisi gibi, başka bir deyişle, ölü yıkayıcı önündeki bir ölü gibi olmadıkça tevhidin bu derecesine ulaşamaz. Bu, kulun son hâlinin ilk hâline dönmesidir. Olmadan önceki durumu gibi olur. Yâni sâdece Allâhu Teâlâ ve O'nun ilmi kalır. Zîrâ O hiçbir varlığa benzemez, O'ndan sıfatlar düşürülemez. Kalbin istikâmeti; sıfatların isbâtı ve teşbihin reddi ile mümkündür. İşte bu durum vâcid için vecdin hakikatidir.

İttisal (vuslat) yoluyla ma'rifet: İlletlerden/sebeplerden gerçek kurtuluş, -
istidlâlden/akıl yürütmeden müstağnîlik, sırrın çeşitliliğinin gitmesi ve vücûdun kaynağı denizine dalmaktır. Bundan hiçbir sıfat hiçbir şekilde idrâk edilemez. Ünsiyet yoluyla marifet. Bu, heybetle birlikte haşmetin ve hitabın
tatlılığıyla birlikte de kalbin kötülüklerinin ortadan kalkması demektir.

Ruhun, mahbûbu müşâhade ile rahatlamasıdır. Esrarın, kurbiyet meclisinde
envâr yaygısı üzerinde mahbûb ile konuşmasıdır ki, heybet nasıl ki en büyük gaybet ise, bu hâl de basttan/ferahlıktan daha mükemmeldir. Ünsiyet eden herkes sahv/ayıklık sahibidir. Heybet sahibi olan herkes gaybet sahibi olur.

Cenâb-ı Hak kullarını ünsiyet yuvasında toplarsa, onların hepsi cennette
kendilerine nûr/ışık (cemâl) lisânı ile hitâb edilen kimseler gibi olurlar. Eğer
onları heybet denizine atacak olsa, onlar da cehennemde kendilerine nâr/
ateş (celâl) lisanıyla hitâb edilen kimseler gibi olurlar. Sonra onlar heybette,
ta'zîmdeki farklılıkları nisbetinde farklılık gösterirler. Unsiyette de şevklerine
nisbetle farklılık gösterirler. Eğer heybet fırtınası onların üzerine esecek olsa felekleri şaşar. Eğer ünsiyet nesimleri esecek olsa işte o zaman yaşarlar. İşte bu mahbupların kalbidir; sıddıkların sırrıdır. Onlar O'nun ünsiyet nesîmi içerisinde ve kudsiyet bahçelerinde istedikleri gibi hareket ederler. Onlara lisân-ı hâl ile nida ederler.

Velayet yoluyla marifet:Hakk'ın siyâsetinin/yönetiminin idaresi ve
koruyup gözetmesi sayesinde, Hakk'ı müşâhadede beka hâli ile birlikte fenayı mücerrede/hakîkîye ulaşmaktır. Bu mertebeye ulaşan kimsenin üzerine Mevlâ'sının nurları yağar. O zaman Hak, o kulun sürekli yardımcısı olur.Onun yardımcısı olduğu zaman onu seçmiş olur. Onu seçtiği zaman onu
kirlerden arıtır, tertemiz eder (safa). Onu arıttığı zaman onunla konuşur,
mücâhadesinde ruh ona yardım eder. Zorluklarda ünsiyet onu sarar. Sonra
Cenâb-ı Hak ona kurbiyet kapısını açar. Onu fetih meclislerine yükseltir.
Tevhîd kürsüsüne oturtur. Ondan perdeyi kaldırır. Celâl ve azameti (korkuyu) ondan alır. O artık kendisi değildir.

Velî, sıddıklar gibi, Allâhu Teâlâ'nın yeryüzündeki reyhanıdır. Rablerinin
kokusu onların kalplerine ulaşır. Onların her biri kendi mertebesine göre
Rabbine iştiyak duyar. Evliyalar, Allâhu Teâlâ'nın gelinleridir. Mahrem
olmayanlar onları göremezler. Onlar O'nun katında gayret/kıskançlık örtüsü
altında bulunurlar. Onları mahbûbdan başkası bilemez.

Tecrîd (soyutlama)yoluyla nıa'rifet: Kalbini ilâhî şâhidler ile hudûs/mahluk
sıfatlarının kirlerini görmekten tecrîd etmen, hattâ senden sakıt görüşünün
dahi olmasıdır/gitmesidir. O'nun nazarının yanında senin nazarın olmaz. İşte
o zaman oradaki kerametleri/iyilikleri görürsün. Gayb gizemlerinden sana
anlatılan şeyleri müşâhade edersin. Bu ma'rifetin de üç esâsı vardır:

a) Yakîn ile hâsıl olan keşiften tecrîd.
b) İlim yoluyla elde edilen cem'den tecrîd.
c) Tecridi görmekten kurtulma tecridi: Bu, şühûdü şühûddan (müşahedeyi
müşâhadeden) sıyrılmadır.

Tefrîd (teke indirme) yoluyla marifet: Muhdesin/mahlûkun lafzının ve
ferdiyetin (Cenâb-ı Hakk'ın tekliğinin) hakikatlerinin fertlerinin
kaldırılmasıyla birlikte "Kadîm"in (Cenâb-ı Hak) ifrâdıdır/tevhîdidir. Hakk'a
işaretin özetidir. Hakk'ı Hak ile özetlemektir. Ferdin ferdi demektir. Bunun
da üç esâsı vardır:

a) Susuzluktaki gibi maksadın tefrîdi.
b) Uğrunda telef olacak şekilde muhabbetin tefrîdi.
c) Sanki birleşmiş gibi şühûdün tefrîdi.

Bu ma'rifetin aynı zamanda üç işareti vardır:
a) Övünme ile yapılan işaret tefrîdi.
b) Sükûnet şeklinde yapılan işaret tefrîdi.
c) Kabz/sıkıntı ile birlikte gerçekleşen sükûnet tefrîdi. Bu, Hak yoluna
hidâyet etmek için hâlis bir kabz/sıkıntı içeren açık bir bast/ferahlık ile gelir.
Cem ve tefrika (fark) yoluyla ma'rifet: Tefrika/fark, ağyârı/mâsivâyı Allâhu
Teâlâ için müşâhadedir. Cem ise ağyarı Allâhu Teâlâ ile müşâhadedir. Cem'u'lcem (Cem'in cem'i) Hakikatlerin galebesi ânında külliyen helâk/yok olmaktır (tükenmektir). Bunun da üç esâsı vardır:

a) İlim cem'i: Şevâhid ilimlerinin (istidlalle/delille ilgili ilimlerin) ledünnî
ilim içinde yok olmasıdır.
b) Vücûd/varlık cem'i: Vuslatın nihayetinin vücûdun kaynağı (ayn)
içerisinde yok olmasıdır.
c) Cem'-i ayn (kaynak): Hakk'ın zâtıyla ilgili işaretin taşıdığı her şeyin,
müşâhade edilen şeyin hakikatinin sultânı/baskın gücü tarafından yapılan
istilâyı müşâhadenin, insanı kapıvermesi, içerisinde tamamen kaybolmasıdır.
Bu beyân sırrı içerisindeki kalp huzurudur. Mükâşefenin bir sıfatıdır. Bu, hiçbir şeye muhtaç olmaksızın, hiçbir delil aramaksızın ve hiçbir muhâdese/konuşma kânunu olmaksızın âyetlerin/delillerin hakîkatleriyle bu hâl içinde karşılaşmaktır.

Bu hal ağyar tarafından bilinemez. Sâdece onun haberleriyle ilgili bâzı sözler/ nutuk ortalıkta dolaşır. Muhâdese sırlarda gizlenir. Muhâdara (huzurda bulunma) burhanlarla, mükâşefe hakikatlerle ve müşâhade nurlarla olur...

Baka yoluyla ma'rifet: Her şeyden fâni olup, Vâhid ve Kahhâr olan Allâhu
Teâlâ ile bakî kalmaktır. Bu mertebede olanlara Allâhu Teâlâ tarafından
hakikatler belirir ve onları, Allâhu Teâlâ'nın bekâsını gösteren bir şâhid
sayesinde kendi bekalarını görmekten fenaya ulaştırır. Onlara celâl ve heybet sultânından gelen hakikatler belirir. Böylece fenayı müşâhade dolayısıyla bekayı görmekten fenaya ulaşırlar. Sonra onlara tahkikin hakikatleri, mevcudatın hakikatleri yönünden değil, kendileri hakkındaki ilmi görmenin izlerinin özünün hakikatleri yönünden belirir. Sonra fenadan da fena ile fâni olurlar. Fenayı da, bekayı da müşâhade etmezler. Allâhu Teâlâ küçük çocukların (ebeveyni tarafından) korunduğu gibi onları korur. Bunun da üç esâsı vardır:

a) İlim sakıt olduktan sonra ma'lûmun ilim olarak değil, ayn/kaynak
olarak bekası.
b) Şuhûd/müşâhede sakıt olduktan sonra meşhudun (müşahede edilen
şeyin) sıfat olarak değil varlık olarak bekası.
c) Yok olmayan şeyin iskâtından sonra hak/gerçek olarak kalan şeyin
(Hakk'ın) bekası.

Bu mertebeye birisi ancak nefsini ülfet ettiği şeylerden fâni kıldıktan,
kulluk vecîbelerini, sorumlulukları yerine getirdikten, kulluk âdabına
yapıştıktan ve şerîatin emirleri üzere istikâmet sahibi olduktan sonra
ulaşabilir.

Tefrikası/farkı olmayan her cem, zındıklıktır. Cem'i olmayan her
tefrika Allâhu Teâlâ'nın sıfatlarını inkârdır (ta'tîl). Kayıp/musîbet oku
kendisine isabet etmeyen kimse azgınlıklara düşer. Tağyirin tasallutuna
uğramayan ve kendisini fehmin kavrayamadığı şeyi müşâhade eden kimse,
kadîm bir sıfatı müşâhade etmiştir. Aksi halde o istidlâl/akıl yürütme
varididir; celâl varidi değil.

Arifin özellikleri; Allâhu Teâlâ'yı vahdaniyeti ve kemâl sıfatlarıyla
tanımasıdır. İcraatında O'nu tasdîk etmesidir. Emirlerine sürekli yapışmak
suretiyle tam bir ihlâsla Onun için ihlâslı olmasıdır. Ağyardan uzak
kalmasıdır. Nefsinin âfetlerinden berî olmasıdır. Kalbini beşeriyet kirlerinden
temizlemesidir. Halka güvenmeyi sırrıyla terk etmesidir. .

Ma'rifetin üç derecesi vardır:

1- Sıfat ve vasıfların ma'rifeti/ bilinmesi: Bunların isimleri risâlet/
peygamberlik yoluyla bildirilmiştir ve şâhidleri/delilleri varlıkta zahir
olmuştur. Aklın güzelliğine, varlığın sırrına konmuş olan o daimî nurun
teemmülü sayesinde ulaşılır. Kalbin sevincinin devamı, varlığa hüsn-i nazar
ve hüsn-i itibara değer vermek suretiyle mümkündür. Bu şekildeki bir bakış
tarzı halkın ma'rifetidir ve yakîni elde etmenin de en temel şartıdır. Bunun
üç esâsı vardır:
a) Sıfatın, herhangi bir teşbih olmaksızın ismiyle birlikte isbâtı.
b) Sıfatları inkâra kaçmayacak surette teşbihin nefyedilmesi.
c) Sıfatın künhünü/mâhiyetini anlamanın ve onu tevil etmenin/
yorumlamanın imkânsız olduğunu bilmek.

2- Zât ile sıfatlar arasındaki ayrılığın iskat edilmesi/düşürülmesi suretiyle
"Zât"ın ma'rifeti: Bu, cem ilmiyle yapılan bir tesbit/sâbitleştirme, safa
meydanında bir saflaşma, beka ilmiyle kemâle erme ve "cem gözü"yle
bakmaktır. Bunun da üç esâsı vardır:
a) Sıfatların şâhidler/deliller üzerine gönderilmesi/ircâsı.
b) Araçların kaynağına (medar) gönderilmesi.
c) İbarelerin bilgi merkezlerine (maâlim) gönderilmesi.

3- Sırf tarife garkolmuş bir ma'rifet: Buna akıl yürütme/istidlal yoluyla ulaşılamadığı gibi, herhangi bir şâhid/delil de ona ulaşmada rehber olamaz.
Onu herhangi bir vesile de gerçekleştiremez. Bunun da üç esâsı vardır:
a) Kurbiyet ile müşâhade.
b) îlim üzerine yükselme.
c) Cem'in ilk ufuktan mütalaa edilmesi.
Bu hâssu'l-havâs olanların ma'rifetidir.

Tevhîdyoluyla marifet: Aklın çekişmeleri arasında yükselme ve sahicilerle/
delillerle ilgilenmeyi aşmak suretiyle gerçekleşen ma'rifettir. Bu aynı zamanda tevhîdde herhangi bir delil görmemek ve tevekkülde herhangi bir sebebe tevessül etmemektir. Bu müşâhadenin sahibi, Hakk'ın hükmünü, ilmini ve eşyayı niçin yerli yerine yarattığını ve o hüküm ve ilimleri onda niçin gizlediğini daha önceden bilir. Bu ise ancak tahkik ilmiyle gerçekleşebilen, şuhûd gözünde safa bulabilen ve cem mertebesinde olanların tevhidine cezbeden bir ma'rifettir.

Bu tevhid, Allâhu Teâlâ'nın kendisine tahsis ettiği ve kudretiyle gerçekleştirdiği bir tevhiddir. Ondan bir taifenin sırrına safvetleri dolayısıyla ancak bir parıltı yansır da, o tevhidin sıfatları konusunda onları dilsiz yapar ve onu anlatmada âciz kılar. "İşaret" onun hakkında yüzünü ekşitir. O, hudûsün iskâtı ve kıdemin isbâtıdır. Bu tevhidi işaret anlatamaz. O, ancak işaretlerin (hudûs/mahluk olan şeylerin) iskâtı/nefyi (olumsuzlanması) ile gerçekleşebilir. Bu tevhîd, herhangi bir mahlûkun işaretinin ötesindedir. Onu zaman kuşatamaz. Sebep onu eksiltemez.

Bir insan, Rabbinin kendisinden istediği emirleri yerine getirme
hususunda kendi benliğinden sıyrılmış ve nefsinden fâni olmuş olarak, tevhîd denizinin dalgaları arasında, üzerinde Rabbinin kudretinin hükümlerinin ve idâresinin tasarrufunun gerçekleştiği birisi gibi, başka bir deyişle, ölü yıkayıcı önündeki bir ölü gibi olmadıkça tevhidin bu derecesine ulaşamaz. Bu, kulun son hâlinin ilk hâline dönmesidir. Olmadan önceki durumu gibi olur. Yâni sâdece Allâhu Teâlâ ve O'nun ilmi kalır. Zîrâ O hiçbir varlığa benzemez, O'ndan sıfatlar düşürülemez. Kalbin istikâmeti; sıfatların isbâtı ve teşbihin reddi ile mümkündür. İşte bu durum vâcid için vecdin hakikatidir.

İttisal (vuslat) yoluyla ma'rifet: İlletlerden/sebeplerden gerçek kurtuluş, -
istidlâlden/akıl yürütmeden müstağnîlik, sırrın çeşitliliğinin gitmesi ve vücûdun kaynağı denizine dalmaktır. Bundan hiçbir sıfat hiçbir şekilde idrâk edilemez. Ünsiyet yoluyla marifet. Bu, heybetle birlikte haşmetin ve hitabın
tatlılığıyla birlikte de kalbin kötülüklerinin ortadan kalkması demektir.

Ruhun, mahbûbu müşâhade ile rahatlamasıdır. Esrarın, kurbiyet meclisinde
envâr yaygısı üzerinde mahbûb ile konuşmasıdır ki, heybet nasıl ki en büyük gaybet ise, bu hâl de basttan/ferahlıktan daha mükemmeldir. Ünsiyet eden herkes sahv/ayıklık sahibidir. Heybet sahibi olan herkes gaybet sahibi olur.

Cenâb-ı Hak kullarını ünsiyet yuvasında toplarsa, onların hepsi cennette
kendilerine nûr/ışık (cemâl) lisânı ile hitâb edilen kimseler gibi olurlar. Eğer
onları heybet denizine atacak olsa, onlar da cehennemde kendilerine nâr/
ateş (celâl) lisanıyla hitâb edilen kimseler gibi olurlar. Sonra onlar heybette,
ta'zîmdeki farklılıkları nisbetinde farklılık gösterirler. Unsiyette de şevklerine
nisbetle farklılık gösterirler. Eğer heybet fırtınası onların üzerine esecek olsa felekleri şaşar. Eğer ünsiyet nesimleri esecek olsa işte o zaman yaşarlar. İşte bu mahbupların kalbidir; sıddıkların sırrıdır. Onlar O'nun ünsiyet nesîmi içerisinde ve kudsiyet bahçelerinde istedikleri gibi hareket ederler. Onlara lisân-ı hâl ile nida ederler.

Velayet yoluyla marifet:Hakk'ın siyâsetinin/yönetiminin idaresi ve
koruyup gözetmesi sayesinde, Hakk'ı müşâhadede beka hâli ile birlikte fenayı mücerrede/hakîkîye ulaşmaktır. Bu mertebeye ulaşan kimsenin üzerine Mevlâ'sının nurları yağar. O zaman Hak, o kulun sürekli yardımcısı olur.Onun yardımcısı olduğu zaman onu seçmiş olur. Onu seçtiği zaman onu
kirlerden arıtır, tertemiz eder (safa). Onu arıttığı zaman onunla konuşur,
mücâhadesinde ruh ona yardım eder. Zorluklarda ünsiyet onu sarar. Sonra
Cenâb-ı Hak ona kurbiyet kapısını açar. Onu fetih meclislerine yükseltir.
Tevhîd kürsüsüne oturtur. Ondan perdeyi kaldırır. Celâl ve azameti (korkuyu) ondan alır. O artık kendisi değildir.

Velî, sıddıklar gibi, Allâhu Teâlâ'nın yeryüzündeki reyhanıdır. Rablerinin
kokusu onların kalplerine ulaşır. Onların her biri kendi mertebesine göre
Rabbine iştiyak duyar. Evliyalar, Allâhu Teâlâ'nın gelinleridir. Mahrem
olmayanlar onları göremezler. Onlar O'nun katında gayret/kıskançlık örtüsü
altında bulunurlar. Onları mahbûbdan başkası bilemez.

Tecrîd (soyutlama)yoluyla nıa'rifet: Kalbini ilâhî şâhidler ile hudûs/mahluk
sıfatlarının kirlerini görmekten tecrîd etmen, hattâ senden sakıt görüşünün
dahi olmasıdır/gitmesidir. O'nun nazarının yanında senin nazarın olmaz. İşte
o zaman oradaki kerametleri/iyilikleri görürsün. Gayb gizemlerinden sana
anlatılan şeyleri müşâhade edersin. Bu ma'rifetin de üç esâsı vardır:

a) Yakîn ile hâsıl olan keşiften tecrîd.
b) İlim yoluyla elde edilen cem'den tecrîd.
c) Tecridi görmekten kurtulma tecridi: Bu, şühûdü şühûddan (müşahedeyi
müşâhadeden) sıyrılmadır.

Tefrîd (teke indirme) yoluyla marifet: Muhdesin/mahlûkun lafzının ve
ferdiyetin (Cenâb-ı Hakk'ın tekliğinin) hakikatlerinin fertlerinin
kaldırılmasıyla birlikte "Kadîm"in (Cenâb-ı Hak) ifrâdıdır/tevhîdidir. Hakk'a
işaretin özetidir. Hakk'ı Hak ile özetlemektir. Ferdin ferdi demektir. Bunun
da üç esâsı vardır:

a) Susuzluktaki gibi maksadın tefrîdi.
b) Uğrunda telef olacak şekilde muhabbetin tefrîdi.
c) Sanki birleşmiş gibi şühûdün tefrîdi.

Bu ma'rifetin aynı zamanda üç işareti vardır:
a) Övünme ile yapılan işaret tefrîdi.
b) Sükûnet şeklinde yapılan işaret tefrîdi.
c) Kabz/sıkıntı ile birlikte gerçekleşen sükûnet tefrîdi. Bu, Hak yoluna
hidâyet etmek için hâlis bir kabz/sıkıntı içeren açık bir bast/ferahlık ile gelir.
Cem ve tefrika (fark) yoluyla ma'rifet: Tefrika/fark, ağyârı/mâsivâyı Allâhu
Teâlâ için müşâhadedir. Cem ise ağyarı Allâhu Teâlâ ile müşâhadedir. Cem'u'lcem (Cem'in cem'i) Hakikatlerin galebesi ânında külliyen helâk/yok olmaktır (tükenmektir). Bunun da üç esâsı vardır:

a) İlim cem'i: Şevâhid ilimlerinin (istidlalle/delille ilgili ilimlerin) ledünnî
ilim içinde yok olmasıdır.
b) Vücûd/varlık cem'i: Vuslatın nihayetinin vücûdun kaynağı (ayn)
içerisinde yok olmasıdır.
c) Cem'-i ayn (kaynak): Hakk'ın zâtıyla ilgili işaretin taşıdığı her şeyin,
müşâhade edilen şeyin hakikatinin sultânı/baskın gücü tarafından yapılan
istilâyı müşâhadenin, insanı kapıvermesi, içerisinde tamamen kaybolmasıdır.
Bu beyân sırrı içerisindeki kalp huzurudur. Mükâşefenin bir sıfatıdır. Bu, hiçbir şeye muhtaç olmaksızın, hiçbir delil aramaksızın ve hiçbir muhâdese/konuşma kânunu olmaksızın âyetlerin/delillerin hakîkatleriyle bu hâl içinde karşılaşmaktır.

Bu hal ağyar tarafından bilinemez. Sâdece onun haberleriyle ilgili bâzı sözler/ nutuk ortalıkta dolaşır. Muhâdese sırlarda gizlenir. Muhâdara (huzurda bulunma) burhanlarla, mükâşefe hakikatlerle ve müşâhade nurlarla olur...

Baka yoluyla ma'rifet: Her şeyden fâni olup, Vâhid ve Kahhâr olan Allâhu
Teâlâ ile bakî kalmaktır. Bu mertebede olanlara Allâhu Teâlâ tarafından
hakikatler belirir ve onları, Allâhu Teâlâ'nın bekâsını gösteren bir şâhid
sayesinde kendi bekalarını görmekten fenaya ulaştırır. Onlara celâl ve heybet sultânından gelen hakikatler belirir. Böylece fenayı müşâhade dolayısıyla bekayı görmekten fenaya ulaşırlar. Sonra onlara tahkikin hakikatleri, mevcudatın hakikatleri yönünden değil, kendileri hakkındaki ilmi görmenin izlerinin özünün hakikatleri yönünden belirir. Sonra fenadan da fena ile fâni olurlar. Fenayı da, bekayı da müşâhade etmezler. Allâhu Teâlâ küçük çocukların (ebeveyni tarafından) korunduğu gibi onları korur. Bunun da üç esâsı vardır:

a) İlim sakıt olduktan sonra ma'lûmun ilim olarak değil, ayn/kaynak
olarak bekası.
b) Şuhûd/müşâhede sakıt olduktan sonra meşhudun (müşahede edilen
şeyin) sıfat olarak değil varlık olarak bekası.
c) Yok olmayan şeyin iskâtından sonra hak/gerçek olarak kalan şeyin
(Hakk'ın) bekası.

Bu mertebeye birisi ancak nefsini ülfet ettiği şeylerden fâni kıldıktan,
kulluk vecîbelerini, sorumlulukları yerine getirdikten, kulluk âdabına
yapıştıktan ve şerîatin emirleri üzere istikâmet sahibi olduktan sonra
ulaşabilir.

Tefrikası/farkı olmayan her cem, zındıklıktır. Cem'i olmayan her
tefrika Allâhu Teâlâ'nın sıfatlarını inkârdır (ta'tîl). Kayıp/musîbet oku
kendisine isabet etmeyen kimse azgınlıklara düşer. Tağyirin tasallutuna
uğramayan ve kendisini fehmin kavrayamadığı şeyi müşâhade eden kimse,
kadîm bir sıfatı müşâhade etmiştir. Aksi halde o istidlâl/akıl yürütme
varididir; celâl varidi değil.

Arifin özellikleri; Allâhu Teâlâ'yı vahdaniyeti ve kemâl sıfatlarıyla
tanımasıdır. İcraatında O'nu tasdîk etmesidir. Emirlerine sürekli yapışmak
suretiyle tam bir ihlâsla Onun için ihlâslı olmasıdır. Ağyardan uzak
kalmasıdır. Nefsinin âfetlerinden berî olmasıdır. Kalbini beşeriyet kirlerinden
temizlemesidir. Halka güvenmeyi sırrıyla terk etmesidir. .