Zorluk, Darlık Ve Hatalıklar Karşısında Müminin Dayanak Noktaları
Her çanlının kendine has bir yaradılışı ve fıtri özellikleri
vardır. Başka bir ifade ile Allah cc yarattığı her çanlıya, farklı
özellikler vermiş ve yaradılışına uygun cihazlar ile donatmıştır.
İnsanda, İlahi bir kudretin eseri ve sanatı olarak yaratılmış ve şu
dünyaya iman ve ibadet maksadıyla imtihan ve sınanmak için
gönderilmiştir. Bu hakikati Rabbimiz Kuranda çok acık bir şekilde bize
bildirmekte ve " Ey insanlar, sizi malınızdan, canınızdan, eşinizden,
çocuklar ve işinizden imtihan edeceğiz" mealinde bir çok ayet ile bu
durum bize bildirilmektedir.
Bu durumda biz insanları şu imtihan hane olan dünyada bir çok
olumsuzluklar beklemektedir. Hoşumuza gitmeyecek bizleri üzecek
olaylara ve hadiselere imtihanın gereği olarak muhatap olacağız
demektir. Bu olayların başında, hastalık, fakirlik, deprem, sel,
kuraklık, savaşlar, işsizlik, fuhuş, zalimlerin zulmü gibi yüzlerce
hadise ile Rabbimize karşı sınanma ve imtihan vermek ile, herkes
içinde gizli olanı yaşantısı ile ortaya koyacaktır. Ve bu yaşadığımız
sınanma ve imtihanın neticesinde de :
Cömert-cimri, iyi-kötü, ahlaklı-ahlaksız, edepli-edepsiz,
imanlı-imansız, şükreden-şükretmeyen, itaat eden- isyan eden gibi
kavramlar ortaya çıkacak ve insanlar bu vasıflar ile vasıflanarak
Allahın huzuruna gidip hayatın hesabını Ona verecektir. Bu hesabın
neticesinde de kazandığı vasıflara göre ya mükafat veya mücazat ile
karşılık görecektir.
İmtihan ve sınanmanın gereği olarak verilecek her türlü zorluk ve
sıkıntılara karşı koymak için de Rabbimiz bizlere bir çok özellik
vermiştir. Bu özellikleri mümin imandan aldığı ders ve Peygamberimizin
as örnek hayatıyla mukabele ederek bu imtihan ve sınavı kazanarak
Rabbinin huzuruna gider.Bu imtihan ve sınanmada bizim dayanak
noktalarımız ne olmalı:
Birincisi...Allaha iman. Allaha iman bizim en büyük dayanağımız ve
ayrıcalığımızdır. Olaylara iman ve inancın penceresi ile bakarak
değerlendiren bir kimsenin göreceği ile inanmayan birinin
değerlendirmesi arasındaki muazzam fark hayatımıza yansıyacak ve bizi
müsbet veya menfi bir şekilde etkileyecektir.Mesela, ölümü iman ile
Allah gitmek olarak görmek ile, aynı ölümü inkar ile hiçlik, yokluk
ve ebedi son bulmak olarak görmek çok farklıdır.
İkincisi...Ahrete iman. İnsanı en çok korkutan şey ölümdür. Bir kimsede
Allah ve ahret inancı yoksa, ölüm o kimsenin en çok korkacağı ve
korktuğu bir şeydir. İnanan bir kimse için ölüm, dünyadan ahrete geçiş
kapısıdır. Hayatın sonu değil, bekanın başlangıcıdır. Bu iman ve inanç
insan için her zorluğa dayanma güç ve kuvveti veren, insanı sıkıntı ve
stresten koruyan ve ümit ile hayata bağlayan, karamsarlığı ortadan
kaldıran bir hakikat olarak bizim dayanak notamızdır.
Üçüncüsü...Allaha tevekkül. Tevekkül, Allah'ı kendine vekil yapmaktır ve
O'na dayanmaktır. Nasıl ki, bizim seçtiğimiz ve vekil olarak meclise
gönderdiğimiz Millet vekillerimiz var. Bizi temsil ediyorlar ve bizim
adımıza iş yapıyorlar. Öylede bizde şu dünyada Rabbimizi kendimize
vekil yapıp O'na tevekkül etmek ile her derde derman ve her sıkıntıdan
emin olur ve huzur içinde bir hayat yaşaya biliriz. Allaha tevekkül
hayatın ağır yükünü O'nun Kudretine vermek ve o yükün ağırlığından
kurtularak rahat etmektir. Yoksa o hayat yükü altında ezilerek,
yıkılır ve perişan oluruz.
Dördüncüsü...Allahın hikmetine itimat. İnanan bir kimse her şeye hikmet
gözü ve nazarı ile bakar ve her şeyde mutlaka bir hikmet ve güzellik
bulur ve görür.En sevimsiz ve istenmeyen acı bir olayda bile bir çok
hikmet görür ve teselli bulur.Ümidini yitirmez. İnanmayan bir kimse
olayların hep zahirine bakar ve acı üzücü ve yıkıcı tarafını görür.
Böylece kendi ümidi kırılır ve yıkılır. Bir teselli ve nokta-i istinat
bulamaz. İnanan bir insan başına gelen her şeyin bir hikmeti var der
ve Rabbinin iş ve hikmetine itimat eder. Allah ne yaparsa güzel yapar.
O güzelliği görenler de hayatına güzellik katar.
Beşincisi...Allaha dua ile iltica.Dua inanan bir kimsenin
silahıdır.Zorda ve darda kaldı mı, hemen dua ile Rabbine iltica eder.
Dua ile Rabbinden yardım ister. Yalnız olmadığını ve Allahın
kudretinin her şeye yettiğini bilir ve Ona yalvarır ve yardımını
ister. Kendini boşlukta ve yalnız hissetmez. İnanmayan insanın içi boş
ve dayanak noktası yoktur.Kendini yalnız ve boşlukta hisseder. Dayanak
noktası olmadığı için ümidi kırık ve karamsar olur. İnanan ise kendini
dua ile rahatlatır ve rahat olur.
Altıncısı...Bulunduğu haleden daha aşağıda olanları görüp şükretmek.
Bizler Allahın verdiği tüm nimetlere şükür etmek ile mükellefiz. Bir
insanın şükreden olması için kendi konumundan aşağı olanlara bakmalı
ki, kendi haline şükrede bilsin. Eğer hep yukarıya bakar ve kendi
konumundan iyi olanları görür ise şükür yerine, şekva yani şikayet ve
hakkına razı olmayarak hep şikayet eden kimse olur. Bu da onu isyana
götürür. İnanan insan kısmetine rıza gösterir. Rabbinin taktirine razı
olur. Ahretin nimetlerini düşünür ve bulunduğu hal ne olursa olsun
Rabbine hamt ve şükreden olur.
Yedincisi...Sabır ile metanet...Sabır her zorluğun anahtarıdır. Zorluğu
yenmenin yolu sabırdan geçer. İnanan insan için her türlü zorluklar
birer imtihan ve sınanmanın aracıdır. Karşılaştığı şey ne olursa
olsun. İman ve İnancından aldığı ders ile bu da benim imtihanım der.
Ve o şeye sabreder. Hadisenin yükü hafifler. İnsanın metaneti artar. O
hadise gözünde büyümez. Eğer sabredemese hadiseler daha büyür ve
ağırlaşır. Şikayet ile metaneti kırılır. Dinimiz bize özellikle üç
yerde sabretmeyi tavsiye edilir. Birincisi...İbadette sabır.
İkincisi...günahlardan sakınmakta sabır. Üçüncüsü...Hastalık ve
Musibetlere sabır.
Sekizincisi...Kısmetine razı olmak...Kadere iman bizde imanın
şartlarındandır. Her şey kader ile taktir edilmiştir. İnsanın iradesi
kaderin hükmünü değiştirmez. Yalnız tedbir vardır. Körü körüne
kadercilik yoktur. Allahın koyduğu kanunlar var. Bunlara uymak ve
uygun hareket ederek neticeye rıza gösterip Allahın hakkımızda taktiri
bu kadarmış diyip ortaya çıkan neticeyi rıza ile
karşılamaktır.Peygamberimizin ifadesiyle "Önce deveyi bağlayıp, sonra
tevekkül etmek" bir esastır.Böyle hareket etmekle kendimizi kederden,
hasetten ve kıskançlıktan korur ve onların zararından kendimizi
korumuş oluruz.
Dokuzuncusu...Allahın Kudretine istinat.Allah kadir-i mutlaktır.Kudreti
her şeye yetendir.Başımıza gelen her türlü zorluk ve darlığı izale
eder. Bunu bilen ve buna inanan mümin Allaha dayanır ve sığınır.
Rabbim kadirdir der ve O'nun Kudretine istinat eder. Kalbi ve ruhu
ferahlar ve rahatlar. Bir askerin devlete dayanması ve devlet adına
kendi gücünü aşan işleri yapması gibi.Mümin de Rabbinin kudretine
dayanır.Olayların altında ezilmeden kurtulur.Böyle bir kudrete
dayanamayan insanlar ise kalp ve ruhları boşlukta kalır.Kendi kuvveti
nispetinde mukavemet eder.Çok yerde kuvveti yetmez yenik düşer.
Onuncusu...Allahın Rahmetine iltica etmek.Bizlere kendini Rahman ve
Rahim olarak tanıtan ve "Rahmetim gadabımı geçti" diyen bir Allahın
kullarıyız.Onun rahmeti bizim melceimiz ve iltica yerimizdir.En önde
gelen dayanak noktasıdır.Yer yüzünü ve tüm çanlıları kaplayan bu
rahmet, elbette bizi de kaplamış ve ihata etmiştir. Biz imanımız ve
inancımızla her zaman ve her zeminde bu rahmete müracaat ederiz ve
istifade ederek kendimize dayanak noktası yaparız.
Zorluk, Darlık Ve Hatalıklar Karşısında Müminin Dayanak Noktaları
Her çanlının kendine has bir yaradılışı ve fıtri özellikleri
vardır. Başka bir ifade ile Allah cc yarattığı her çanlıya, farklı
özellikler vermiş ve yaradılışına uygun cihazlar ile donatmıştır.
İnsanda, İlahi bir kudretin eseri ve sanatı olarak yaratılmış ve şu
dünyaya iman ve ibadet maksadıyla imtihan ve sınanmak için
gönderilmiştir. Bu hakikati Rabbimiz Kuranda çok acık bir şekilde bize
bildirmekte ve " Ey insanlar, sizi malınızdan, canınızdan, eşinizden,
çocuklar ve işinizden imtihan edeceğiz" mealinde bir çok ayet ile bu
durum bize bildirilmektedir.
Bu durumda biz insanları şu imtihan hane olan dünyada bir çok
olumsuzluklar beklemektedir. Hoşumuza gitmeyecek bizleri üzecek
olaylara ve hadiselere imtihanın gereği olarak muhatap olacağız
demektir. Bu olayların başında, hastalık, fakirlik, deprem, sel,
kuraklık, savaşlar, işsizlik, fuhuş, zalimlerin zulmü gibi yüzlerce
hadise ile Rabbimize karşı sınanma ve imtihan vermek ile, herkes
içinde gizli olanı yaşantısı ile ortaya koyacaktır. Ve bu yaşadığımız
sınanma ve imtihanın neticesinde de :
Cömert-cimri, iyi-kötü, ahlaklı-ahlaksız, edepli-edepsiz,
imanlı-imansız, şükreden-şükretmeyen, itaat eden- isyan eden gibi
kavramlar ortaya çıkacak ve insanlar bu vasıflar ile vasıflanarak
Allahın huzuruna gidip hayatın hesabını Ona verecektir. Bu hesabın
neticesinde de kazandığı vasıflara göre ya mükafat veya mücazat ile
karşılık görecektir.
İmtihan ve sınanmanın gereği olarak verilecek her türlü zorluk ve
sıkıntılara karşı koymak için de Rabbimiz bizlere bir çok özellik
vermiştir. Bu özellikleri mümin imandan aldığı ders ve Peygamberimizin
as örnek hayatıyla mukabele ederek bu imtihan ve sınavı kazanarak
Rabbinin huzuruna gider.Bu imtihan ve sınanmada bizim dayanak
noktalarımız ne olmalı:
Birincisi...Allaha iman. Allaha iman bizim en büyük dayanağımız ve
ayrıcalığımızdır. Olaylara iman ve inancın penceresi ile bakarak
değerlendiren bir kimsenin göreceği ile inanmayan birinin
değerlendirmesi arasındaki muazzam fark hayatımıza yansıyacak ve bizi
müsbet veya menfi bir şekilde etkileyecektir.Mesela, ölümü iman ile
Allah gitmek olarak görmek ile, aynı ölümü inkar ile hiçlik, yokluk
ve ebedi son bulmak olarak görmek çok farklıdır.
İkincisi...Ahrete iman. İnsanı en çok korkutan şey ölümdür. Bir kimsede
Allah ve ahret inancı yoksa, ölüm o kimsenin en çok korkacağı ve
korktuğu bir şeydir. İnanan bir kimse için ölüm, dünyadan ahrete geçiş
kapısıdır. Hayatın sonu değil, bekanın başlangıcıdır. Bu iman ve inanç
insan için her zorluğa dayanma güç ve kuvveti veren, insanı sıkıntı ve
stresten koruyan ve ümit ile hayata bağlayan, karamsarlığı ortadan
kaldıran bir hakikat olarak bizim dayanak notamızdır.
Üçüncüsü...Allaha tevekkül. Tevekkül, Allah'ı kendine vekil yapmaktır ve
O'na dayanmaktır. Nasıl ki, bizim seçtiğimiz ve vekil olarak meclise
gönderdiğimiz Millet vekillerimiz var. Bizi temsil ediyorlar ve bizim
adımıza iş yapıyorlar. Öylede bizde şu dünyada Rabbimizi kendimize
vekil yapıp O'na tevekkül etmek ile her derde derman ve her sıkıntıdan
emin olur ve huzur içinde bir hayat yaşaya biliriz. Allaha tevekkül
hayatın ağır yükünü O'nun Kudretine vermek ve o yükün ağırlığından
kurtularak rahat etmektir. Yoksa o hayat yükü altında ezilerek,
yıkılır ve perişan oluruz.
Dördüncüsü...Allahın hikmetine itimat. İnanan bir kimse her şeye hikmet
gözü ve nazarı ile bakar ve her şeyde mutlaka bir hikmet ve güzellik
bulur ve görür.En sevimsiz ve istenmeyen acı bir olayda bile bir çok
hikmet görür ve teselli bulur.Ümidini yitirmez. İnanmayan bir kimse
olayların hep zahirine bakar ve acı üzücü ve yıkıcı tarafını görür.
Böylece kendi ümidi kırılır ve yıkılır. Bir teselli ve nokta-i istinat
bulamaz. İnanan bir insan başına gelen her şeyin bir hikmeti var der
ve Rabbinin iş ve hikmetine itimat eder. Allah ne yaparsa güzel yapar.
O güzelliği görenler de hayatına güzellik katar.
Beşincisi...Allaha dua ile iltica.Dua inanan bir kimsenin
silahıdır.Zorda ve darda kaldı mı, hemen dua ile Rabbine iltica eder.
Dua ile Rabbinden yardım ister. Yalnız olmadığını ve Allahın
kudretinin her şeye yettiğini bilir ve Ona yalvarır ve yardımını
ister. Kendini boşlukta ve yalnız hissetmez. İnanmayan insanın içi boş
ve dayanak noktası yoktur.Kendini yalnız ve boşlukta hisseder. Dayanak
noktası olmadığı için ümidi kırık ve karamsar olur. İnanan ise kendini
dua ile rahatlatır ve rahat olur.
Altıncısı...Bulunduğu haleden daha aşağıda olanları görüp şükretmek.
Bizler Allahın verdiği tüm nimetlere şükür etmek ile mükellefiz. Bir
insanın şükreden olması için kendi konumundan aşağı olanlara bakmalı
ki, kendi haline şükrede bilsin. Eğer hep yukarıya bakar ve kendi
konumundan iyi olanları görür ise şükür yerine, şekva yani şikayet ve
hakkına razı olmayarak hep şikayet eden kimse olur. Bu da onu isyana
götürür. İnanan insan kısmetine rıza gösterir. Rabbinin taktirine razı
olur. Ahretin nimetlerini düşünür ve bulunduğu hal ne olursa olsun
Rabbine hamt ve şükreden olur.
Yedincisi...Sabır ile metanet...Sabır her zorluğun anahtarıdır. Zorluğu
yenmenin yolu sabırdan geçer. İnanan insan için her türlü zorluklar
birer imtihan ve sınanmanın aracıdır. Karşılaştığı şey ne olursa
olsun. İman ve İnancından aldığı ders ile bu da benim imtihanım der.
Ve o şeye sabreder. Hadisenin yükü hafifler. İnsanın metaneti artar. O
hadise gözünde büyümez. Eğer sabredemese hadiseler daha büyür ve
ağırlaşır. Şikayet ile metaneti kırılır. Dinimiz bize özellikle üç
yerde sabretmeyi tavsiye edilir. Birincisi...İbadette sabır.
İkincisi...günahlardan sakınmakta sabır. Üçüncüsü...Hastalık ve
Musibetlere sabır.
Sekizincisi...Kısmetine razı olmak...Kadere iman bizde imanın
şartlarındandır. Her şey kader ile taktir edilmiştir. İnsanın iradesi
kaderin hükmünü değiştirmez. Yalnız tedbir vardır. Körü körüne
kadercilik yoktur. Allahın koyduğu kanunlar var. Bunlara uymak ve
uygun hareket ederek neticeye rıza gösterip Allahın hakkımızda taktiri
bu kadarmış diyip ortaya çıkan neticeyi rıza ile
karşılamaktır.Peygamberimizin ifadesiyle "Önce deveyi bağlayıp, sonra
tevekkül etmek" bir esastır.Böyle hareket etmekle kendimizi kederden,
hasetten ve kıskançlıktan korur ve onların zararından kendimizi
korumuş oluruz.
Dokuzuncusu...Allahın Kudretine istinat.Allah kadir-i mutlaktır.Kudreti
her şeye yetendir.Başımıza gelen her türlü zorluk ve darlığı izale
eder. Bunu bilen ve buna inanan mümin Allaha dayanır ve sığınır.
Rabbim kadirdir der ve O'nun Kudretine istinat eder. Kalbi ve ruhu
ferahlar ve rahatlar. Bir askerin devlete dayanması ve devlet adına
kendi gücünü aşan işleri yapması gibi.Mümin de Rabbinin kudretine
dayanır.Olayların altında ezilmeden kurtulur.Böyle bir kudrete
dayanamayan insanlar ise kalp ve ruhları boşlukta kalır.Kendi kuvveti
nispetinde mukavemet eder.Çok yerde kuvveti yetmez yenik düşer.
Onuncusu...Allahın Rahmetine iltica etmek.Bizlere kendini Rahman ve
Rahim olarak tanıtan ve "Rahmetim gadabımı geçti" diyen bir Allahın
kullarıyız.Onun rahmeti bizim melceimiz ve iltica yerimizdir.En önde
gelen dayanak noktasıdır.Yer yüzünü ve tüm çanlıları kaplayan bu
rahmet, elbette bizi de kaplamış ve ihata etmiştir. Biz imanımız ve
inancımızla her zaman ve her zeminde bu rahmete müracaat ederiz ve
istifade ederek kendimize dayanak noktası yaparız.